ÇOKSESLİ
Savaş Dinçel
Birinci Baskı: Kasım:1990
Kapak Resmi: Savaş Dinçel
Kapak Grafik: Hasan Üçer
Ofset Hazırlık: Mustafa Baldan
Film ve Montaj: Net Matbaacılık
Önsöz: Uğur Ünel
Fiyatı:
Basından
Gazete ve dergi sayfalarında pek sık olmasa da müzik karikatürlerine rastlarız. Saçı başı dağılmış, elinde bastonuyla bir orkestra şefi
simgesi olmuştur bu karikatürlerin.
Karikatür kitapları son dönemde oldukça ilgi gören bir tür halini aldı. Toplumsal ironiyi en iyi anlatan karikatürün müziğe bakışını
görüyoruz. Tan Oral'ın Sus ve Dinle'si ile Savaş Dinçel'in Çoksesli'sinde.
Tan Oral, toplumun müzikle ilgisini karikatürleştirmiş kitabında. Müziğin gelişimi ve değişik sınıflarda algılanışı çıkış noktası olmuş.
Tabii bir de müzik tutkusu. "Müzik ve müzikçilerin dışında, yaşamımda başka bir şeye pek de imrendiğim söylenemez. Hiçbir şey de,
sıkıntılı zamanlarımda müzik kadar beni avutmamıştır, belki çizmek. Yaşamımı dolduran diğer bir uğraştır çizmek. İkisinin çakışması
bu durumda kaçınılmazdı."
Savaş Dinçel karikatürist ve tiyatro sanatçısı. Onun da yaşamının diğer bir tutkusu müzik. Dinçel daha çok müzikçilerini anlatmış
Çoksesli kitabında
(Osman Giritli, Hürriyet, 10 Şubat 1991)
Kitaptan Bir Bölüm
Bu karikatürleri çoğunuzdan önce gördüm.
Onlarla duygulanıp onlarla yaşadım
Düşündüm.
Sizlere ulaşmak, bir yerlere dokunmak istedim.
Savaş Dinçel, çok çizgili müzikle uğraşmak yüzünden insan olabilmiş titrek, çıplak ve yalın müzikçileri sevmiş, karikatürlerinde onları
"ol" deyip "olmuş" gibi yaşatmış.
Sağ olsun!
Pek de güzel yapmış.
Onları izlerken dudaklarımda buruk gülümsemeler beliriyor biliyorum.
Düşünüyorum.
Şu sıralarda insan kılığına girmiş, ille de " sahip olmak", daha, daha ve daha "çok sahip olmak" için programlanmış çılgın beyinlerin
üflediği savaş rüzgarlarını düşünüyorum.
Biliyorum şu anda çoğumuz ürperiyor ve bekliyoruz.
Korkunun kapısında nöbet tutuyoruz.
Düşünüyorum.
Dünyanın "sahip olmak"tan başka, hele "olmak"la ilgili hiçbir derdi bulunmayan insanlarıyla Savaş Dinçel'in müzikçilerin yan yana
getirip düşünüyorum.
İnsanlığın tüm sorunları karşısında çoğunluğu sağır, kör ve dilsiz kalan, müzikçilikten uzak müzikçilerimizi, onların özel ve ayrıcalıklı
sınıfını ve özellikle böyle müzikçiler için cennet olan ülkemizi düşünüyorum.
Ve karikatürleri izliyorum.
Bakıyorum Dinçel, gerçekten de "...mış gibi" yapmış.
Onun müzikçileri, kendilerini bir anlam olarak çevirip yakalayan titrek, çıplak ve yalın çizgilerinin içinden, sanki çok çizgili müzik
olmuş ses veriyorlar.
Kendilerini böylece dışa vurup aıçklamak isterken içten telaşları ile yalpalıyor, sevimli beceriksizlikleriyle kıvranıyorlar.
Dinçel'in müzikçisi, her şeyden arınıp çok çizgili müzikle uğraşırken, özgürce kullanmanın dışında sanki çalgısına bile sahip olmayı
gerekli bulmuyor.
Dinçel, çoğu kez onun çevresini saran nesneleri ve dış dünyayı kesin, soğuk, yetkin ve üç boyutta çizmekle sanki bu dünyayı
gerçekten de dışlamayı, en azından müzikçisinin dışında tutmayı yeğlemiş.
Dinçel'in müzikçisi insan olmayı sürdürürken dış dünyayı "olmak" için kullanıyor.
Nesnelerin esiri olup özgürlüğünü ya da insanlığını yitirmek için değil.
Uğur Ünel