|
|
|
Yazarın Pan Yayıncılık'tan yayınlanmış diğer kitapları:
|
|
İlhan Mimaroğlu Birinci Baskı: Haziran 1991 Kapak Resmi: Şükran Aziz Kapak Grafiği: Hasan Üçer Dizgi: Pan Yayıncılık TÜKENDİ ... Akademik bir denemenin, bağlı bulunduğu alandan seçilmiş ve sınırları kesinlikle belirtilmiş bir konuyu işlemek yerine o alanın tümüne yönelmesi olağan değildir. Böyle bir yayılgan yaklaşımı söz konusu alanın yeniliği doğrulayabilir. Elektronik müzik sanatlara yeni katılmıştır. Tümüyle elektronik müziği ele alan kitapların sayısı çok azdır. "Bu denemenin amacı, öyleyse, bir gereksinme karşılamak mıdır? Bunu söylemek kolay değil. Pek yakın bir gelecekte değerli yazarlardan birçoğunun, hele öncü ustalarımızın, bu ödevi yerine getireceklerine güveniyorum. Bu kendilerinden özellikle beklenir, çünkü bir yandan orta dinleyici elektronik müziğe artan bir ilgi göstermektedir; öte yandan da sayıları yükselen öğrenciler bir öğreti kitabına gereksinme duymaktadırlar...
İlhan Mimaroğlu Columbia Üniversitesi Müzik Öğretim Bölümü'ndeki uzmanlık çalışmalarını sonuçlandırmak amacıyla hazırladığı
master tezini yeniden gözden geçirip Istanbul'da 1966 yılında yayımlamak istemiş ve bazı aksilikler yüzünden bunu
gerçekleştirememişti. Aradan çeyrek yüzyıl geçtikten sonra Mimaroğlu kitabını üçüncü kez ele aldı. Ancak geçen bu süre içinde
kitabına da kitabının konusu olan müziğe de daha farklı bir yaklaşım getirmesi gerekti. Çünkü geçen zaman içinde gitgide yozlaşan
evrensel kültür, birçok uç sanatı olduğu gibi elektronik müziği de susturmuştu. Bu yüzden besteci kitabını üçüncü ele alışında
çağdaşlığı gözeterek, gelişeduran teknolojiye ve buna karşın çürüyeduran kültüre yöneldi.
Mimaroğlu bu kitabı niçin yazdı? Sanatçı bu soruyu kendi kendine çok sormuş. Tabii ki okunsun diye, ama Mimaroğlu bu soruya
acıklı bir dipnotla karşılık veriyor: "Gene de kestiremiyorum bu kitabı kimin, ne amaçla ve ne gibi yararlanmalar gözeterek okumak
isteyeceğini. Bu bir sayım sorunu değildir, kaç kişinin bu kitabı okuyacağı sorunu değildir. Ne tür bir okuyucunun, ne gibi bir
gereksinmeyle okuyacağı sorunudur." Mimaroğlu, bir tane doğru dürüst elektronik müzik stüdyosu olmayan, konserlerinde elektronik
müzik sunulmayan, eğitiminde elektronik müziğe yer verilmeyen bir ülkede "kim okursa okusun" diyerek müzik kültürümüzün
sığlığına bir taş atıyor. Kaldırın kapağını orda başka bir dünya var.
Hemen belirtmeliyim ki, müzikle ilgim, müziği sevmekten öteye gitmiyor. Elektronik müziğe ise, hem çok az örneğini dinleyebildiğim hem de amatör kulağım daha çok geleneksel müziğe alışkın olduğu için, iyiden iyiye yabancıyım. Ama, yine de İlhan Mimaroğlu'nun Elektronik Müzik adlı kitabını (Pan Yayınları, 1991) hem merakla hem zevkle okudum. Öğrenmenin yaşı olmadığını hepimiz biliyoruz ama gerçekten öğrenmek isteyen bir toplum olduğumuz söylenemez. Otodidakt (kendi kendini yetiştiren, öz öğrenimli), hemen tüm profesyonellerin oldukça kaygıyla baktığı biridir, doğal olarak. Yine de, ben kendi payıma bir otodidakt olmaktan korkmadığımı söylemeliyim. Eğer korksaydım, De Broglie'nin Madde ve Işık'ından da, Monod'un Raslantı ve Zorunluluk'un da, Ostrovsky'nin Bizans Devleti Tarihi'nden de yoksun kalacaktım. Ve daha nicelerinden. Mimaroğlu'nun kitabı, elektronik müziği bana da başkalarına da donanımsızlığımız ve yetersizliğimiz dolayısıyla belki daha uzun süre sevdirmeyebilir ama kitap; elektronik müziğin ne olduğunu çok yetkin biçimde anlatıyor. Elektronik müziğin günümüzdeki en saygın temsilcilerinden biri olan Mimaroğlu'nun Istanbul Festivali'ndeki dinletisine, ne yazık ki ertelenemez bazı kişisel nedenlerden ötürü gidemedim. Gidebilseydim, belki kuramsal açıklamaların kılgısal/deneysel uygulamalarını daha iyi kavrayabilme şansını elde ederdim. Bu eksikliği, Mimaroğlu'nun bir kasetini ya da plağını edinerek en kısa zamanda gidermeye çalışacağım. İlhan Mimaroğlu, besteciliğinin ötesinde, gerçek bir aydın. Getirdiği yorumlar, kimi sorunları betimler ya da irdelerken gösterdiği ödünsüz tavır alışlar bir yana, kitabın dip notlarındaki gönder düzeyi, bestecinin kültür çevresinin düzeyi hakkında yeterli fikir veriyor. Varese'den Cage'e çağımızın en öncü bestecileriyle birlikte çalışan Mimaroğlu'nun öteki sanatların (sinemadan yazına) gelişimine duyduğu ilgiyi, bu alanlarda gösterdiği kavrayıcı sezgiyi kıskanmamak elde değil. Müzikten hiç anlamayan okura bile öğütlerim Elektronik Müzik'i. Ama, onunla birlikte yine Pan Yayınları arasında çıkan Günsüz Günce'sini de mutlaka edinsinler. Mimaroğlu'nu asıl orada yakalayacaklar. Besteci, yazar, okur ve insan olarak. Ben Mimaroğlu'nu ilk müzik yazılarından ve radyodaki ilk caz programlarından beri tanırım. Bir tiryakisi olduğumu söylemek istemiyorum elbet, ama müzik konusunda hayli şey öğrendim yazılarından, kitaplarından. Caz Sanatı Musiki Tarihi de, çevrenimi genişletti. Günsüz Günce, Mimaroğlu'nun yazar yanını, daha yetkin biçimde ortaya çıkarıyor. Aforizma dilini de çok iyi kullanıyor Mimaroğlu. Bir cümleye, siyasal/ideolojik bütün bir açıklamayı sığdırabiliyor: "Onlar orada demirperde gerisinde; bizler burada plastik perde gerisinde". Kitapta Galatasaraylılık üzerine bir bölüm var ki, insan orada kara-alay'ın tadına doyamıyor. Aynı şekilde, Mimaroğlu'nun Halil Bedii Yönetken için yazdıkları da insan ve sanatçı duyarlığının çok somut bir örneğini sunuyor. Böyle duygular ve davranışlar toplumumuzda kalmadığı için olsa gerek. Abel Devaux adlı unutulmuş bir bestecinin plağını yapması, yapıtı bir Türk piyaniste -Meral Güneyman- yorumlatması, iki yıl sonra bir piyanistin bu plağı araması... Bunlar Mimaroğlu'nu daha da çok sevdiriyor okura. Asıl vurgulanması gereken bir nokta: Ömrünün büyük bölümünü yurt dışında geçiren bir besteci-yazarın, diline bunca bağlı kalması. Türkçeyi bunca güzel kullanması, hatta sözcükler türeterek diline katkıda bulunması. Müziğinde ödün vermeyen Mimaroğlu, Türkçe'de de ödün vermiyor. Hâlâ sonuna kadar arılaştırmacı. Ataç bilebilseydi günümüzde böyle Türkçe yazmaya cesaret edenler olduğunu, kim bilir ne çok sevinirdi.
Bu yazıyı İlhan Mimaroğlu'dan, tüm üretici sanatçılarca benimsenmesi gereken bir alıntıyla bağlıyorum:
"Tecimselliğe yönelmek sanatçıyı kirli, düşkün bir duruma iter. Tecimsellikten kaçınmaksa onu yalnız bırakır, soyutlar. Tecimsel
olmayan bir sanat yapıp üstelik de devrimsel içerikler aramak, yalnızlığını, soyutluğunu artırır. Çünkü yığınlar, sanat tekellerinin
tecimsel verilere göre sundukları sanattan başka bir sanatı tanıyacak, benimseyecek bir yetişme içinde olmadıkları gibi, devrimsel
bildirileri olan sanat ürünlerinden özellikle uzak durmaktadırlar."
Birinci Bölüm
|
|
|
|
© 1998 Pan Yayıncılık. Her hakkı saklıdır.
Web tasarımı EBİ